kurumsal

Geçmişten Kopamayan Biri, Daha Mutlu Bir 'Gelecek' Yaşayabilir Mi?

Hepimizin hayatında küçüklüğümüzden beri getirdiği bir takım alışkanlıklarımız vardır. 

Bu alışkanlık, yaşadığımız yer ve yaşam biçimine göre şekillenir.
Sabah kalktığımızda fırınından çıkan sıcacık ekmeklerin kokusuyla bizi karşılayacağını bildiğimiz pastane sahibi Ahmet Amca, bakkala gittiğimizi gören mahalle arkadaşımızın annesinin “Bana da bir ekmek alıver evladım.” diyen sesi, işyerine yeni gelen bisküvilerini, özenerek sunan bakkal amcamız... Kısacası hergün var olduklarını bilerek günümüze başladığımız, tatlı insanlar.

Bir de içerdeki insanlar vardır, ailemiz...

Sabah “sofra hazır! hadi bakalım herkes kahvaltıya” diyen anne ve babamız. Bizimle aynı anda kalkan ve “Biraz daha uyuyacağım yaa.... diyen kardeşimiz.” Her sartta ve koşulda ihtiyacımız olduğunda yanımızda olmasına alıştığımız ebeveyinlerimiz. Anneannemiz, babaannemiz, dedemiz... Ailenin buluşma noktasını oluşturan büyüklerimiz, bayramlarda ya da karne zamanı cebimize harçlıklarımızı koyan ve sıcacık sevgisiyle bizi sarmalayan büyüklerimiz.

Bir de insanlar dışında, kendimize özel, sahip olduğuklarımız, vazgeçmek istemediklerimiz vardır. Oyuncaklarımız, ayak numaramız büyüse bile vazgeçemediğimiz beyaz ayakkabımız, üstümüze olmasa bile başkasının üstünde görmeyi asla kabul edemeyeceğimiz kıyafetlerimiz, kendi hayal dünyamıza göre şekillendirdiğimiz odamız.

Zaman geçer, biz büyürüz ve hep isteriz ki, o bakkal amca hep orda olsun, fırınından sıcacık ekmeklerini alarak evimize giderken ekmek köşelerini kopartarak yediğimiz pastahanenin sahibi; Ahmet Amca'mız hep orda olsun, ya da babanemiz hep telefonun bir ucunda, sadece sesimizi duymasından kaynaklı, hissettiği o kocaman sevgi dolu coşkuyu bizimle hep paylaşsın, Annemiz ve babamız hep "kahvaltı hazır!:)" diye bağırsın ve sevgi dolu aile sohbetlerimizin olduğu masalar hep var olsun.

Evet zaman geçer ve artık o bakkal amca ve pastanedeki Ahmet Amca yaşlanmış, yerini oğullarına devretmiş bir hale gelir. Anne ve babamız yaşlanmış ve artık “sofra hazır!:)” diye bağıran biz olmaya başlarız. Anneannemiz, dedemiz ve babanemize artık telefonun bir ucundan dahi ulaşamaz hale geliriz. Çünkü bu hayattan, sonsuzluğa doğru göç etmişlerdir.

Evet, hep isteriz ki hiçbir güzel şey değişmeden, hep aynı kalsın. Ama herşey zamanın su gibi akmasıyla birlikte değişir. Değişimle birlikte yaşayış şekilleri, davranışlar ve alışkanlıklar da değişir.

Aslına bakacak olursanız, yaşadığımız çok kıymetli anılarımızın, insanlarımızın üstüne, daha kötüsü gelmez. Sadece daha bilmediğimiz gelir. Daha tanımadığımız ve alışık olmadığımız gelir. Biz ise,  hayatımıza her yeni gelene rağmen, geçmişe bakar dururuz. Sanki bir daha hiç yaşanmayacakmış gibi; eski insanlar, eski alışkanlıklar, eski kıyafetler de takılı kalıveririz. Çünkü artık elimizde onlar yoktur, yenileri vardır ve yenileriyle hiç anımız yoktur.

En baştan herşeyi anlatmamız ve hissetmemiz gerekmektedir. Elimizde sadece resimlerimiz vardır, yaşadıklarımızı kanıtlamak için. Onlara bakar bakar dururuz. Hatta, çevremizdekilere hep anlatırız, çünkü isteriz onlar da bilsinler, bizim için önemli olan alışkanlıklarımız, hikayelerimizi ve vazgeçilmezlerimizi...

Peki ya size bir soru, geçmişte bu kadar çok takılı kalan biri geleceği daha önemlisi “an”ını yaşayabilir mi?

Mümkün değil. 

Neden mi? Çünkü gününü yaşarken dahi geçmişi anlatan biri, yaşadığı anın, bunu paylaştığı insanın ve dolayısıyla oluşabilecek yeni anılarının var olmasına, farkında olmadan müsade etmez. Çünkü özlediği şey geçmiştir. Bugünün ve yaşadıklarının farkında değildir.

Peki, size bir soru daha; Eğer bir insan yarınının, dününden daha güzel olacağına inandığı bir 'geleceğe' odaklanırsa, geçmişte bu kadar çok takılı kalır mı?

Pek sanmam...:)

Düşünsenize, gelecekten bir karşınıza çıkıp size diyor ki, “Biliyor musun, seni bundan sonra çok güzel ve süprizlerle dolu bir hayat bekliyor” Böyle güzel bir paylaşımın akabinde, geçmişte mi takılı kalırsınız?, yoksa “Acaba neler olacak?” diye, heyecanla yarına mı konsantre olursunuz? 

Muhtemelen cevabınız “Yarına ve gelecek güzel süprizlere odaklanmayı seçerim.” yönünde olacaktır.

İşte ben de tam bu noktada diyorum ki, belki kimse karşınıza çıkıp,  'Bundan sonra daha güzel ve daha mutlu bir hayatın olacak.' demeyecek olsa bile, siz eğer kendiniz, geçmişinizden daha güzel bir hayat yaşayacağınıza inanır ve zamanınızı yaşadığınız ana ve kendinize, geleceğinize konsantre olarak geçirirseniz, belki de hayali olarak söylendiğini düşündüğümüz şey, gerçek olur.

Unutmayınız ki, beyin öyle güçlü ve bilinmezliklerle dolu bir organdır ki, siz neye inanırsanız, o da sizi o yöne doğru iter, yönlendirir. Dolayısıyla siz, onu pozitif ve güzel şeylere konsantre olacak şekilde komuta ederseniz, size karşılığını muhakkak verecektir.

PS: Hepimizin hayatında zamanın ilerlemesiyle birlikte bir takım kayıplar maalesef ki olur. O çok fazla, varlıklarıyla bizi özel ve değerli hissettiren babanemiz, annenemiz, dedemiz, annemiz ve babamızın, teyzemiz, halamız, amcamız, dayımızın fiziksel olarak varlıklarını yanımızda hissedemeyeceğimiz günler gelir, gelecektir de... Fakat bu gerçek, onlarla kurduğumuz özel bağın, yok olacağı anlamına asla gelmez. Çünkü onlar, her kim isek 'O' olmamıza neden olan, genetik ve kişişel bir takım özellikleri ve değerleri bize katan insanlardır. Ve biz var olduğumuz sürece, sadece geçmişimiz değil, hem geçmiş, hem günümüz, hem de geleceğimizde bize kim olduğumuzu hatırlatacak en kıymetlilerimizdir.

Geleceğinizin geçmişinizden daha güzel olması için, elinizden gelenin en iyisini, hakettiğiniz şekilde yaptığınız,
Geçmişten getirdiğiniz bütün güzel anıların yarattığı artıları, cebinize koyarak, onlardan aldığınız muhteşem enerjiyle, kim olduğunuzu hep hatırladığınız,
Yeni hayatınız var olabilecek değişkenlere ve değişime ne kadar çok açık olursanız, o kadar özel ve kıymetli, yeni hikayeleriniz olacağını unutmadan, özgürce, içinde bulunduğunuz 'an'ı ve gününüzü, yeni gelecek süprizlere konsantre olarak yaşadığınız bir ömür geçirmenizi, tüm içtenliğimizle dileriz.

ENA

enatherapia

  • 0212 279 22 02
  • 0212 279 22 05
  • ena@enatherapia.com
  • Levent Mahallesi, Tekirler Sokak No: 18/1, 1. Levent / İstanbul

ena therapia yeniliklerinden, haberlerinden ve hizmetlerinden haberdar olmak için e-bültene üye olun:

RANDEVU AL